29 Kasım 2016 Salı

KOZALAK SÜSLEME


Herkese merhaba; nasılsınız? Biz Ankara’dan döndüğümüzden beri ailece hasta olduk. Bir haftadır hastalıkla mücadele ediyoruz. Kısmen toparlandık sayılır.


IV. Zeka ve Yetenek Kongresi için Ankara’ya gittiğimizden bahsetmiştim önceki yazımda. Kongrenin ilk günü ben kongredeyken Selim babasıyla birlikte ODTÜ’nün bahçesinden kozalak toplamıştı.


Eve döndüğümüzde henüz hasta değildik. Selim’le birlikte kırtasiyeden minik renkli ponponlar aldık. Eve geldik bir güzel süsledik. Selim ponponları dolma doldurur gibi kozalakların içine yerleştirdi. Ertesi gün o, okula gidince ben de ponponlar düşmesin diye silikon tabancasıyla her birini yapıştırdım. Kozalağın kök kısmına da paket iplerinden kesip yapıştırdım. Salonda uygun bir yere astım süslediğimiz kozalakları. 


Akşam eve gelince hemen dikkatini çekmiş. ‘’Anne bu kozalakları birlikte süsledik di mi, babamla ben Ankara’da ormandan toplamıştık’’ dedi. Böylece küçük bir kozalak sayesinde hafızasına bir Ankara anısı eklenmiş oldu. Daha ne olsun!
Bunun yanı sıra çok da güzel asılacak bir dekorumuz oldu. Yolunuz çam ağaçlarının olduğu bir yere düşerse siz de deneyin derim. Hem çocuğunuz için eğlenceli bir ortam hazırlarsınız hem de çok güzel bir dekorunuz olur küçük bir kozalak vesilesiyle…

22 Kasım 2016 Salı

IV.ZEKA VE YETENEK KONGRESİ BİRİNCİ BÖLÜM


Herkese merhaba, bugünlerde kızımızın yine ilk dişini çıkarma çabası ve 6. ay aşılarının verdiği ateşli mücadelesi içindeyiz. Hafta sonu dördüncüsü düzenlenen Zeka ve Yetenek Kongresine katılmak için Ankara ‘ya, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’ne gittik ailece. Kongrenin içeriği hakkında detaylı notlar paylaşacağım; fakat şimdi değil. Bu paylaşımı bir anne ve eğitimci sıfatıyla yazıyorum.
Beş buçuk aylık bebeğim ve 4 yaşındaki oğlumla birlikte katıldık kongreye. İlk gün babası, oğlumu oyalamak için alışveriş merkezlerinde, sinema salonlarında vakit geçirdi. Ankara’nın soğuğunda nereye gidilir ne yapılır başka bir fikrimiz yoktu çünkü. Eşim ve oğlum öğle arasında yanıma geldiler birlikte yemek yedik. Derken ilk günün sonunda kongre bitip de akşam olunca arabaya bindiğimizde Selim ‘’ ben kardeşimi ve seni çok özledim bugün’’ deyip ağlamaya başlayınca ben de sarsıldım. Belli etmesem de fazlasıyla dokundu bu serzeniş bana. Çünkü onları iki gün sürecek bu kongre için Bursa’dan Ankara’ya kadar getirmiştim. Çocuk belki odasında oyun oynamak istiyordu belki parka gitmek istiyordu ya da ne bileyim ailece hep birlikte vakit geçirmek istiyordu. Ne dese haklıydı. Ama ben de çok istiyordum bu kongreye katılmayı. Kongrenin ikinci günü hep birlikte gidelim dedim. Maaile… İpek zaten küçük pusetinde uyuyor uyanıyor etrafa bakınıyor sıkılınca kucağıma alıyorum, bir yandan da konuşmacıları dinliyorum. Bir elimde telefon video kaydı yapıyorum dinleyemediğim yerlerde.
Böylece ikinci gün hep birlikte gittik kongreye. İlk olarak Selim’i aldım salona; girdik oturduk koltuklara, 10 dakika sıkılmadan dinledi. Arada sorular sordu. Bunlar kim, burada ne yapıyorlar vb… Sonrasında ‘’sıkıldım ben’’ dedi dışarı çıktı babasının yanına. Selim’i babasına verip ben İpek’i aldım salona girdim, babası Selim’le fuayede vakit geçirdiler. Bir ara hep birlikte girdik salona 10-15 dakika kadar sıkılmadan ortamı inceledi oğlum. Konuşmacıları taklit etti, konuşulanları tekrar etti…
Oğlumla salona her girişimizde farklı yerlere oturduk. Bazen en arkaya, bazen de en öndeki merdiven basamaklarına… Ha niye böyle köşe kapmaca oynadık? Dedim ki çocuk bu ya, aynılıktan sıkılır farklılıklar onu bir süre oyalar ilgisini çeker. Bana da konuşmaları dinlemek için biraz zaman kalır diye düşündüm. İşe yaradı mı; evet yaradı.

Prof. Dr. Belma Tuğrul konuşmasının bir yerinde ‘’siz hiç prenses gördünüz mü?’’ diyordu aslında cevap bekleyen bir soru olmadığı halde Selim efendi ‘’evet gördüm’’ diye cevap verdi. Zaten en çok da Belma hocamızın konuşmasında uzun vakit geçirdi sıkılmadan.

Evet gelelim asıl konuya. Şimdi bu kongre eğitimcileri ve ebeveynleri kapsayan bir kongreydi. Sonraki paylaşımlarımda detaylı bahsederim; ama tüm konuşmacıların hemfikir olduğu konu: çocuklarda oyunun önemi, mutlu bebekler ve mutlu çocuklar yetiştirmenin önemi, kısaca bebek ve çocuk dünyasıydı… Bir de koca koca puntolarla şöyle bir yazı vardı sahnede:

‘’İYİKİ GELDİNİZ,HOŞ GELDİNİZ. NE İYİ ETTİNİZ.ÇOCUKLARI NİYE GETİRMEDİNİZ?...’’ diye devam ediyor. Şimdi bu kongreye iki çocuğumla hem anne olarak hem de eğitimci bir birey olarak katıldım. Fakat kongreyi düzenleyenler ‘’anne’’lerin çocuklarını unutmuş. Anneler ya da babalar kongreyi dinlerken çocuklar için, onların yaşlarına uygun bir etkinlikle keyifli vakit geçirebileceği bir alan hazırlanmamış. Çocukların yiyebileceği atıştırmalıklar düşünülmemiş. Biz oğlumun karnını doyurmak için başka yerlere gitmek zorunda kaldık mesela…

Bebeği olan bir annenin emzirmesi ve alt değiştirmesi için de bir alan düşünülmemiş. Ben kongre salonunda kapı önlerindeki perdelerin arkasında buz gibi yere oturarak emzirdim bebeğimi. Emzirme örtüsü kullanıp oturduğun koltukta da emzirebilirdin diyenlere cevabım hazır. Emzirme önlüğü taktığım zaman bebeğim emmiyor maalesef.
Alt değiştirmek için fuaye alanındaki pencere kenarındaki kalorifer peteklerini kullandım. Bebeğimin battaniyesini pencere kenarına serip öyle değiştirdim bebeğimin bezini...
Çocuğu olan insanlar da katılabilsin kongrelere toplantılara, çocuk sahibiysek ertelemek zorunda kalmayalım hayatı ve imkanları. Ben inanıyorum ki birçok insan sırf bebeği ya da çocuğu olduğu için katılamadı. Çocuğu olan ebeveynlerin akılları çocuklarında kaldı.

Sonuç olarak yapılan hareket iyi niyetli; fakat içi yeterince doldurulmamış.  Annelerin, bebeklerin ve çocukların öneminin altını çizerken bütün konuşmacılar; gerçek hayata aktarılmamış bir durumla karşılaştım. Havada asılı kaldı bazı mesajlar. Madem OYUN bir çocuk için( ki yetişkinler de oynasın diye vurgulandı) bu kadar önemliydi peki neden bir oyun alanı hazırlanamamıştı? Annelerin bebekleri için emzirme ve alt değiştirme alanı düşünülmemişti. Bunu biraz düşünelim.

17 Kasım 2016 Perşembe

EKMEK KADAYIFI TATLISI


Herkese merhaba, umarım her şey yolundadır. Biz İpek’in diş çıkarma çabalarıyla meşgulüz bu aralar. Bir gün ateşi çıkıyor ertesi gün geri düşüyor bir daha ateşleniyor derken günler gelip geçiyor. Bugün paylaşacağım tarifi eşimin okuldan arkadaşının hanımı aynı zamanda komşumuz Ayşen hanımdan aldım. İpek’i görmek için evimize geldiklerinde kendisi yapıp getirmişti. Ben sadece servisi sundum. Ayşen hanım çok ince ve hassas bir komşumuzdur. Hayatımızda böylesine hassas insanların olması beni çok mutlu ediyor. Tarif için çok teşekkür ediyorum Ayşen öğretmenim. Seni seviyoruz…

MALZEMELER
8 adet baklava yufkası
1 su bardağı irmik
1 su bardağı Ayçiçek yağı
1 paket krema
4 yumurta
2 paket kabartma tozu
1-2 damla limon suyu ( kabartma tozuyla karıştırmak için)
1 su bardağı şeker

ŞERBETİ İÇİN MALZEMELER
2,5 su bardağı şeker
2 su bardağı su


HAZIRLANIŞI
Kek hamurunu bir kapta çırpıp hazırlayın.
Dikdörtgen bir borcam tepsiye bir tane baklava yufkası serin.
Üzerini bir miktar kek hamuruyla kaplayın.
Üzerine tekrar baklava yufkası serin. Aynı işlemi kek hamuru ve yufkalar bitene kadar tekrarlayın.
En üst katını baklava yufkasıyla kaplayın.
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında alt-üst ayarda pişirin.
Şerbeti hazırlamak için su ve şekeri bir kapta kaynatın.
Kek ve şerbet ılıkken, şerbeti kekin üzerine dökün. Bir gece dolapta bekletin.
Ertesi gün üzerine kaymak ya da krem şanti ile servise sunun afiyet olsun.

16 Kasım 2016 Çarşamba

MERCİMEK ÇORBASI



MALZEMELER
1 adet orta boy patates
1 adet orta boy soğan
1 adet orta boy havuç
1 su bardağı mercimek
5 su bardağı kaynar su
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı kuru nane
1 çay kaşığı kırmızı toz biber
1 tatlı kaşığı tuz
Bir miktar sıvıyağ

HAZIRLANIŞI
Havuçların kabuklarını soyup 5-6 parçaya kesip 3 yemek kaşığı zeytin yağında rengi değişine kadar pişirin.
Ardından soğanları ve patatesleri de 4-5 parçaya kesip 2-3 dakika kavurun.
Soğanların rengi değişince yıkanmış mercimekleri ilave edin. Yine 3-4 dakika karıştırarak pişirin.
Kaynamış suyu ilave edip tuzunu atın ve karıştırın.
Kısık ateşte 15-20 dakika kaynamaya bırakın. Çorba kaynadıktan sonra pürüzsüz bir kıvam elde edene dek rondodan geçirin.
Bir tavanın içine 4-5 yemek kaşığı sıvıyağ koyun. Yağ ısınınca içine kuru nane, kırmızı toz biber ve karabiberi kavurup çorbanın içine döküp karıştırın.
Bir iki dakika daha kaynatıp yanında limonla servise sunun. Afiyet olsun.


11 Kasım 2016 Cuma

TAHİNLİ ÇİKOLATALI KEK


Herkese merhaba; bugün liseden beri görüştüğüm arkadaşım tahinli kek tarifi yok mu blogda, aradım bulamadım dedi. Ben de tahinli kurabiye var, kek yok dedim. Sonra niye yok hemen yapıp tarif ekleyeyim dedim. İpek’i bebek arabasına koyup mutfağa girdik. Sevgili Arda Türkmen’in çikolatalı tahinli kekini yapmaya başladım. Keki fırına koyduktan sonra İpek’i uyuttum. Neyse keki pişirdim, soğuduktan sonra kalıptan çıkarıp fotoğraflarını çektim. Çikolatalı tahinli kekin tadı browni gibi oldu. Üst kısımları biraz ıslak bir kek bu yüzden browniye çok benzettim. Üzerine çikolata sosunu mutlaka ekleyin. Çikolata ve tahinin karışımı bambaşka bir lezzet oluşturuyor. Çayla da süper bir ikili oluyorlar.
Ertesi güne kalınca tadı daha bir güzel oluyor.

MALZEMELER
2 adet yumurta
2 su bardağı toz şeker
1 su bardağı yoğurt
2,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı tahin

SOS İÇİN GEREKLİ MALZEMELER
2 paket bitter çikolata
½ su bardağı tahin


HAZIRLANIŞI
Yumurta ve şekeri köpük oluncaya kadar çırpın. Yoğurt, tahinin yarısı ve sıvıyağı ekleyip karıştırın.
Son olarak katı malzemeleri ekleyip spatula ile karıştırıp yağlanmış kek kalıbına dökün. Üzerine tahinin kalan yarısını dökün ve 180 derece fırında 40-45 dakika pişirin.
NOT:
Dikdörtgen yüksek bir kapta 45 dakika – yuvarlak veya daha yayvan kısa bir kapta 30-35 dakika pişirin.

SOSUN HAZIRLANIŞI
Benmaride erittiğiniz çikolatayı, tahin ile karıştırın ve fırından çıkan kekin üzerine dökün. 
Tarifi Arda’nın Mutfağı’ndan aldım olduğu gibi de yazdım.
Teşekkürler Arda şefim. Afiyet olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...